"Enter"a basıp içeriğe geçin

UZUN BİR HİKAYE – 4

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

UZUN BİR HİKAYE – 4
4. Bölümü yayınlarken sanırım bir hata oluştu yeniden yüklüyorum
KALDIĞI YERDEN DEVAM
O akşam tatil köyünün açık hava restoranında şaraplarımızı içerken, Adana’da başımdan geçenlerin hepsini çok fazla ayrıntıya girmeden Piraye’ye anlattım. Beni sonuna dek yorum yapmadan dinleyen Piraye,
– “Başına böyle şeyler gelmesine hem üzüldüm, hem sevindim. Sana fiziki zarar vermediklerine göre kaybedilmiş bişey yok. Aksine, yıllardır sürdürdüğün anlamsız bakire hayatına son vermiş olman çok iyi. Bundan sonra canınızın istediğiyle birlikte olabilirsin. Hem önemli bir ders aldın; Çirkin erkeklerden de öğrenilecek çok şey vardır. Çünkü onlar kadına daha çok ilgi gösterir ve ellerinden gelenin en iyisini yaparlar” dedi.
– “Sana inanmıyorum Piraye! İki gün boyunca tecavüze uğradım. Seninse şu söylediklerine bak!”
– “Hemen kızma! Anladığım kadarıyla olanlarda senin de kısmen sorumluluğun var. Bara gittiğiniz gece çok fazla içip, adamları resmen azdırmışsın.”
– “Fazla içtiğim doğru ama onları tahrik etmeye çalışmadım.”
– “Olabilir. Bazen insan farkında olmadan çok şeyler yapabilir. Neyse canım, seninle tartışmak istemiyorum. Tatilin tadını çıkaralım. Ama göreceksin, eğer biraz otokontrolünü gevşetirsen muhteşem bir hayat yaşayabilirsin. Hahaha! Bu arada Tolga’yı düşünüyorum da, senin onu 2-1 yendiğini bilse ne hissederdi acaba?”
– “Piraye, lütfen. Bunları konuşmayalım şimdi.”
– “Ok. Bak sana anlatacaklarım var. Sen yokken burada Sinan diye biriyle tanıştım. Çok tatlı bir adam. Yanında da bir arkadaşı var. Adı Tamer. O da yakışıklı bir çocuk. Bunlar İstanbul’da yabancı bir şirketin pazarlama bölümünde çalışıyorlarmış. Sinan evli, Tamer bekârmış. Biri karısını, diğeri sevgilisini İstanbul’da bırakıp tatile gelmişler. 2 gündür sahilde birlikte oturuyoruz. Beni çok güldürüyorlar. Sinan sanırım bana yazılıyor.”
– “Adam evliymiş. Bence yüz verme.”
– “Nedenmiş o? Bana ne evliliğinden? O kadar muhabbet kuşu olsalar, buraya tek başına tatile gelmezdi.”
– “Sen bilirsin. Yine de söylemedi deme.”
– “Seni de Tamer’le tanıştıracağım. Yarın dördümüz birlikte takılırız.”
– “Olmaz. Bütün bu olanlardan sonra bir ilişki istemiyorum.”
– “Sana ilişkiye gir diyen yok ki. Sadece biraz eğleniriz. İnsana tatilde arkadaşlar lazım.”
– ….
– “Bu gece yemekten sonra barda buluşacağız. Sonra da hep birlikte diskoya gideriz.”
– “Bilmiyorum. Hem bu gece erken yatmak istiyorum.”
– “Yine sen bilirsin. Ama en azından bara gel de adamlarla tanış. Sonra ne istersen onu yaparsın.”
– “Tamam.”
Aramızda konuşarak bara gittik. Henüz ortalık kalabalık değildi. Köşede bir masada oturmuş iki adama doğru ilerledik.
– “Merhaba çocuklar. Sizi Sonay’la tanıştırayım.”
– “Merhaba Sonay. Nasılsın?”
– “Merhaba. Tanıştığımıza memnun oldum.”
Böylece içkilerimizi söyleyip (Ben sadece sütlü kahve istemiştim) havadan sudan sohbete başladık. Sinan ve Tamer 35-40 yaşlarında, normal boylarda sıradan görünüşlü adamlardı. 5-10 dakika konuştuktan sonra, Bu adamlarla Piraye’nin ne ortak yönü olabilir, çok sevimsizler diye düşünmeye başlamıştım. Sanki aralarında anlaşmışlar gibi, Sinan Piraye’ye, Tamer bana ilgi gösteriyordu. Piraye kıkırdayıp duruyor, Sinan’ın saçma sapan muhabbetine çanak tutuyordu.
Tamer ise kırk yıllık dostmuşlar gibi, benle hemen senli benli olmuş, benim hiç de ilgimi çekmeyen konularda konuşup duruyordu. Böylece neredeyse 1,5 saat oturduk. Bu sürede zarfında, Sinan ve Tamer’in küçük çaplı bir al-sat şirketinde, satış temsilcisi olduklarını, Sinan’ın 37, Tamer’in 36 yaşında olduğunu, ikisinin de futbol delisi olduklarını, Sinan’ın 6 yıllık evli ve 1 çocuklu olduğunu ama karısıyla kafalarının uyuşmadığını, çocuğun hatırına evliliklerine devam ettiklerini, Tamer’in sarışınlardan çok hoşlandığını, 3 gündür Piraye’yle çok iyi anlaştıklarını, benimde e katılmamla tatilin kalan kısmında süper eğleneceklerini, yarın sabah hep birlikte tekne turuna çıkılmasına oybirliğiyle karar verdiklerini (bunu ilk kez duyuyordum!), birazdan da diskoya gidip kurtlarımızı dökeceğimizi öğrendim. Bu son bilgi karşısında,
– “Bu gece beni mazur görün. Çok yorgunum. Az sonra yatmaya gideceğim” diyerek onlara katılmayacağımı bildirdim.
– “Olmaz ama. Hep birlikte eğleniriz. Yorgunluğun da geçer”, diyen Tamer’i epey bir uğraştıktan sonra ikna ederek
– “Siz bu gece bensiz gidin. Yarın inşallah ben de size katılırım,” diyerek konuyu kapattım.
Bunun üzerine, diğer üçü beni üçüncü kahvemle baş başa bırakıp, diskoya yollandılar. Arakalarından yürüyüşlerini izlerken, Piraye’nin ne kadar güzel bir kadın olduğunu ve hayatından ne kadar mutlu göründüğünü düşündüm. Beyaz mini eteği, iyice bronzlaşmış düzgün bacakları ve ayak bileğindeki zarif halhalı, bakımlı ayaklarını sergileyen seksi ayakkabılarıyla pek çok erkeğin başını döndürebilecek bir kadındı Piraye. İstediği erkekle evlenip, rahat bir yaşam sürebilirdi. Ama o yalnız yaşamayı seçmiş, kendimi rüzgâra bırakmıştı. Son derece sıkıcı ve sıradan adamlar olan Sinan ve Tamer’in arasında yürürken, çevredeki bakışları üzerine topluyordu.
– “Neyse. Ben kendi işime bakayım. Saat 11’i geçiyor. Gidip yatayım, yarın bol bol yüzmek istiyorum.”
Böylece hesabı ödeyerek tatil köyünün otel kısmındaki odasına giden asansöre bindim. Piraye ile yanyana odalarda kalıyorduk. Odalar geniş ve konforluydu. İki oda aynı terası paylaşıyorduk. Böylesi daha iyiydi. Herkes odasında yalnız kalıp, terasta bir araya gelebilirdik. Ilık bir duş alıp, kendimi serin çarşaflara bıraktım. Az sonra, tatlı bir uykuya dalmıştım.
Ne kadar uyuduğumu bilmiyordum ama gecenin sessizliğinde birden uyandım Bir an nerede olduğumu anlayamadım. Başucumdaki lambayı yaktım ve saatimi aradım. Saat 4’ü geçiyordu. Hava çok sıcaktı ve klima kapalı olduğundan epey terlemiştim. Sanki 3-4 saatlik uyku bana yetmişti. Yatakta biraz dönüp durduktan sonra, uyuyamayacağımı anlayınca kalkıp bir sigara yaktım. Hafif aralık olan balkon kapısından terasa vuran soluk ışığı fark ettim. – “Piraye ışığı açık uyuyor herhalde” diye düşündüm.
Biraz hava almak için terasa çıktım. İki odanın paylaştığı teras epey genişti. Uzaktan körfez boyunca hala ışıkları yanan tatil köylerini ve aşağıda iyice aydınlatılmış yüzme havuzunu seyrederek sigaramı tüttürürken, kalan tatilimde çok iyi vakit geçirmeye karar vermiştim. Bol bol güneşlenip, yüzecek, her türlü stresten kendimi uzak tutacaktım. İstanbul’a dönünce Tolga’yı aramaya kararlıydım. Oturup ilişkimizi konuşmalıydık. Çok uzun süredir birlikteydik ve ilişkimiz zaman zaman iniş-çıkışlara karşın iyi bir ilişkiydi. Her şeyi bu şekilde bitirmek doğru olmayacaktı. Eğer Tolga yaptığından gerçekten pişman olmuşsa ve bir daha tekrarlamayacağına söz verirse, ona bir şans daha verecektim. Kendi başıma gelenleri kesinlikle anlatmayacaktım. Bu yaşananlar bir sır olarak kalacaktı.
Derin düşüncelerimden sıyrılıp odasına dönmek üzere geri döndüğümde Piraye’nin odasından sızan ışığa gözüm takıldı. Kapısı kapalıydı. – “Herhalde klima çalışıyor, Allah vere de hasta olmasa” diye düşündüm. Sonra pencereden içeri bir göz atma isteği duydum. Sessiz adımlarla balkonun Piraye’nin odası tarafına ilerledim. Pencerenin tülü yarı yarıya açıktı. İçerden gece lambasının ışığı geliyordu…
Aralık tülden içeri baktığımda gözlerime inanamadım. Gece lambasının aydınlattığı odada çırılçıplak bir erkek sırtüstü yatıyordu. Çok şaşırmıştım, Piraye’nin başına bir şey geldiğini sanarak panikledim. Gözlerim ışığa alışınca adamın Sinan olduğunu fark ettim. Aklım karışmıştı. Peki, ama Piraye neredeydi? Bir yandan ne yapacağımı düşünürken, bakışlarım Sinan’ın penisine gitti. Büyüklüğü dikkat çekici boyuttaydı, sertleşmemiş olmasına rağmen. Aylardır temizlenmemiş gibi kıllıydı.
Sinan gözleri kapalı yatıyor, arada sırada komodinin üzerine koyduğu küllükte duran sigarasından bir iki nefes çekiyordu. Sonra banyo tarafına bakıp, birisiyle konuşmaya başladı. Ne söylediğini duyamıyordum, ama iyice meraklanmıştım. Ses çıkarmamak için büyük özen göstererek iyice eğildim ve kiminle konuştuğunu anlamaya çalıştım. Eğer Piraye’nin başına bir şey geldiyse ne yapacağımı düşündüm. Birden şaşkınlıktan küçük dilini yutacak gibi oldum.
Piraye banyo tarafından odaya girmişti ve çırılçıplaktı. En yakın arkadaşımı henüz 2 gün önce tanıştığı bir adam karşısında çırılçıplak bulunca bir an hayal gördüğünü sandım. Ne düşüneceğini bilemedim. İzlemeye devam ettim. Bu arada Piraye’yi ilk kez anadan doğma gördüğünü fark ettim. Kaç yıllık arkadaştılar ama birbirimizi kısmi çıplaklıklar dışında hiç böyle görmemiştik. Piraye’nin güzel bir kadın olduğunu hep düşünmüştüm, ama bu kadar güzel olduğunu fark etmemiştim. Loş odada antik Yunan heykellerinden biri gibi duruyordu. Uzun ve biçimli bacakları, yüksek ve sıkı bir poposu, ince bir beli, dolgun ve dik göğüsleri, omuzlarına inen dalgalı saçları vardı.
Orada kalıp kalmama konusunda kısa bir kararsızlık geçirdim Orada kalmamın insanların özel hayatına tecavüz olduğunu biliyor, ama merakımı ve heyecanımı yenemiyordum. Sonunda kalmaya karar verdim. Zaten uykum da iyice açılmıştı.
Piraye mini bardan aldığı minyatür şarap şişesini açtı, bir dikişte bitirdi. Geniş yatağa ilerledi, yatağın ucuna oturdu ve Sinan’la konuşmaya başladı. Sinan hiç istifini bozmadan arkasına istiflediği yastıklara dayanarak uzanmaya ve sigarasını tüttürmeye devam ediyordu. Bir süre konuşup gülüştükten sonra Piraye dizlerinin üzerinde Sinan’a yaklaştı. Beni hayrete düşürecek bir rahatlıkla Sinan’ın yarı-sert, iri yarağını bir çırpıda ağzına aldı ve emmeye başladı. Sinan Piraye’nin saçlarıyla oynuyordu. Piraye gitgide büyüyen penisi ağzına sığdırmakta zorlanıyordu. İşini bilen tavırlarla bir süre kocaman olmuş başını yalıyor ve emiyor, ardından dilini boydan boya gövdesinde gezdiriyor, bir yandan da eliyle mastürbasyon yaptırıyordu.
Kendimi bir porno film izliyor gibi hissettim. Yaklaşık beş dakikalık bir oral seks seansından sonra Sinan’ın penisi patlamaya hazır bir bomba kıvamına gelmişti. Piraye, yarattığı canavara şöyle bir bakıp Sinan’ın göbeğinden boynuna doğru öpücükler ve dil darbeleriyle ilerledi. Sinan gözlerini kapamış, kendimi Piraye’nin becerikli ellerine ve dudaklarına bırakmıştı. Sonunda yüzleri birbirine yaklaştı ve öpüşmeye başladılar.
– “Aman tanrım” diye düşündüm “Ne kadar ateşliler, sanki birbirine âşık bir çift gibiler.”
Gerçekten de Piraye ve Sinan öpüşmekten çok adeta birbirlerinin dudaklarını ve dillerini yiyorlardı. Ve birbirlerine inanılmaz derecede sert davranıyorlardı. Sevişmelerinde yumuşaklık, romantizmin zerresi yoktu. Çılgınca ve aceleyle sevişiyorlardı. Birden dilini Piraye’nin dudaklarından kurtaran Sinan, Piraye’yi altına aldı ve göğüslerine yöneldi. Meme uçlarını hızla yalıyor, uzun uzun somuruyordu. Saatlerce aç kalmış bir bebek gibi, göğüs uçlarının birini bırakıyor, diğerini emmeye başlıyordu. Emişleri gitgide şiddetlendi ve sonunda apaçık ısırmaya başladı. Artık sadece uçları değil, göğüslerin her yerini ısırmaya başlamıştı.
Sinan, Piraye’nin iri göğüslerini iki eliyle kavrayıp birbirine yaklaştırmış, dilini bir badana fırçası gibi üzerlerinde gezdiriyor. Salyalarından Piraye’nin göğüsleri pırıl pırıl parlıyorlardı. Daha sonra tadını çıkara çıkara, göğüslerden aşağı, göbek deliğine indi. Bir süre dilini göbek deliğinde gezdirdikten sonra, daha da aşağılara kaydı ve Piraye’nin vajinasının başlangıç noktasındaki küçük tepeciği emmeye başladı. Bu hareket Piraye’yi çılgına çevirdi. Yüksek sesle inlemeye başladı. Öyle ki, inlemeleri duyabiliyordum.
Sinan büyük bir sabırla, Piraye’nin vajinasını uzun uzun emdi. Piraye yatakta kıvranıyor, Sinan’ın başına bastırıyor, onu devam etmeye zorluyordu. Biraz daha aşağı ilerleyen Sinan, dilini vajinanın her yerinde gezdirmeye, elleriyle de destek olmaya başladı. Piraye’nin uzun bacaklarını mümkün olduğunca yana açıp, iki eliyle vajinanın kanatlarını ayırıp, dilini ritmik hareketlerle içeri sokup çıkarmaya başladı. Piraye’yi resmen diliyle beceriyordu.
Gördükleri karşısında adeta büyülenmiştim. Piraye tüm güzelliğiyle poz verir gibi uzanmış ve Sinan inanılmaz bir beceriyle ve sabırla onu kendinden geçirmişti. Bir an içimde yükselen arzuya engel olamayıp, içeri girmemek için kendimi zor tuttum. Sinan’ın Piraye’nin vajinasını yalama işlemi belki 10-15 dakika sürdü. Sonunda becerikli bir hareketle Piraye’yi yüzükoyun çeviren Sinan, önünde sergilenen muhteşem görüntüyü bir süre hayranlıkla seyrettikten sonra, Piraye’nin uzun bacaklarının her santimetrekaresini öperek, yalayarak, koklayarak baldırlarına ilerledi. Nefis baldırları hafif hafif dişleyerek yoluna devam etti ve Piraye’nin topuklarını emmeye başladı.
Piraye gözlerini kapamış, kendini tamamen erkeğine teslim etmişti. Sinan, ince gümüş halhalın ayrı bir güzellik verdiği ayak bileklerini, tabanları, parmak aralarını zevkle yaladı. Sinan, Piraye’nin ayaklarına o kadar uzun zaman ayırdı ki, Sonay- “Acaba ayak fetişisti mi?” diye düşünmekten kendimi alamadım. Sonunda, güçlükle ayaklardan ayrılan Sinan, diliyle boylu boyunca bacakları yalayarak, Piraye’nin biçimli poposuna yöneldi.
Piraye’nin kaba etlerini ısıra ısıra öpmeye, acımadan dişlerini geçirmeye başladı. Piraye, arzuyla inliyor, Sinan’ı daha da azdırıyordu. Sinan, Piraye’nin poposunun altına yastıkları koyarak popoyu yataktan yükseltti. Şimdi Piraye domalmış bir pozisyonda, kalçalarının tüm güzelliğini Sinan’a vebana sergiliyordu. Bu manzaraya kendini kaptıran Sinan, Piraye’nin poposunu elleriyle ayırarak, yalamaya başladı. Aynı anda hem ön hem arka delikleri yalıyor, Piraye’yi kudurtuyordu.
Piraye o kadar inliyordu ki, herhalde uyuyor olsam da uyanırdım. Birazdan sesten rahatsız olan birileri şikâyet ederse şaşırmam” diye düşündüm. İki sevgili kendilerinden geçmişlerdi. Nihayet daha fazla dayanamayan ve birleşmek aklına gelen Sinan, hızla doğruldu ve çatlayacak gibi büyümüş yarağını Piraye’nin vıcık vıcık olmuş vajinasına tek hamlede soktu. Kocaman penisin dibine kadar içine girmesiyle Piraye bir an için acı çeker gibi inlediyse de bu durum çok kısa sürdü ve tatlı tatlı yaylanarak Sinan’la birlikte gidip gelmeye başladı.
Sinan kendinden geçmiş, müthiş bir hızla Piraye’yi beceriyordu. Başını Piraye’nin saçlarına gömmüş, iki eliyle göğüslerini avuçlamıştı. Bu penetrasyon durumu çok kısa sürdü ve Sinan elektriğe kapılmış gibi sarsılarak Piraye’nin içini doldurmaya başladı. Aynı anda hareketlerinden anlaşıldığı kadarıyla Piraye de orgazm oluyordu. Sinan’ın kasılmaları uzun sürdü. Sonunda ikisi de sakinleştiler. Sinan Piraye’nin içinden çıkmadan yüzünü kendinden yana çevirdi ve derin derin öpüştüler. Sonra hala sertliğini kaybetmemiş ve iki sevgilinin seks sıvılarıyla yağlanmış gibi parlayan yarağını Piraye’nin vajinasından çıkardı ve dizlerinin üzerinde doğruldu. Bunun üzerine Piraye’nin yaptığı şey beni dumura uğrattı.
Piraye hiç iğrenmeden Sinan’ın ıslak yarağını ağzına aldı ve uzun uzun emip, yalayarak tertemiz yaptı. Oysa ben bundan hep iğrenmiştim. Hayatı boyunca yalnızca Tolga ve lisedeki arkadaşlarım Fatih ve İsmail’ oral seks yapmıştım birde istemediğim halde iğrenerek de olsa mecburen Sadık, Turgut ve Ahmet’e. İlk yaptıklarımda bu işlerden pek anlamadığımız için kendimizi ayarlayamamıştık, Fatih kısa sürede ağzıma boşalmıştı. Şimdi bile hatırlayınca midemi bulandıran şey ise boş bulunup, Fatih’in spermlerini yutmam olmuştu. Fatih iki saat özür dilemiş, Bende öğürmekten bir hal olmuştum.
Bir daha asla sperm yutmamıştım. Oral sekse karşı değildim. Fakat sperm tadı hoşuma gitmemişti. Bunda bir aşağılanma hissediyordum Tolga’yla sevişirken her zaman olmasa da oral seks yapıyordum ama Tolga istemesine rağmen asla spermlerinin tadına bakmıyordum. Bu yüzden bir kaç kez hafiften atışmıştık bile. Piraye’nin gayet zevk alarak, kendisinin ve Sinan’ın sıvıları karışmış, üzerindeki spermler bu mesafeden bile seçilebilen iri yarağını yalayarak temizlemesi beni hem iğrendirmiş, hem şaşırtmıştı. Piraye’nin bu kadar istekli, bu kadar pervasız olması bana ilginç gelmişti. Ben hiç bir zaman az önce tanık olduğum ateşlilikte bir sevişme yaşamamıştım.
Rahatlayan ve yorulan âşıklar arkalarına yaslanıp, birer sigara yaktılar. Sürünerek geri çekildim ve yavaşça odasına döndüm. Gördüklerimden çok etkilenmiştim. Kafam karışmış, şaşırmış, ne düşüneceğimi bilemez olmuştum. Bir sigara yaktım ve yanımda getirdiğim kitaptan bir şeyler okuyarak aklımı başka konulara yöneltmeye çalıştım.
Harika bir yaz sabahıydı. Yatağımda doğruldum ve aklıma ilk gelen dün gece tanık olduğum inanılmaz aşk sahneleri oldu. Gördüklerinin gerçek mi, yoksa düş mü olduğunu düşündüm. Kalktım, kendime gelmek için duşa yöneldim. Duş yaparken de Piraye ile Sinan’ın sevişmeleri aklımdan çıkmıyordu. Hayatımda bu kadar ateşli seks sahneleri görmemiştim. Kendi kendime gülümsedim
– “Vay be Piraye! Beni çok şaşırttın. Sen neymişsin be kızım?”
Kahvaltı salonunda masalar arasında Piraye’yi arayarak dolaşırken, kendime yönelen bakışların varlığı hoşuma gitmişti. Gerçekten de o gün çok çekiciydim. Turkuaz rengi bikinimi giymiş, kısa sarı saçlarımı jöle ile geriye yapıştırmıştım. Kıyafetimi oldukça dar bir kot şort ve lacivert plaj terlikleri tamamlıyordu.
– “Buradayız Sonay!”
Arkadaşımın sesini duyup gülümseyerek Piraye ve Sinan’ın oturdukları masaya yöneldim.
– “Günaydın arkadaşlar. Erkencisiniz.”
– “Yoo, şimdi oturduk biz de.”
– “Geceniz nasıldı, diskoda kurtlarınızı döktünüz mü?”
– “Harikaydı. Bunu mutlaka seninle de yapmalıyız.”
Sinan bu son cümleyi hafifçe sırıtarak mı söylemişti, yoksa bana mı öyle geliyordu bilemedim? Her halükarda, Sinan’ın sözleri bir an için beni düşündürdü. Kendimi Sinan’ın kocaman penisiyle gözünün önüne getirdim ve kıkırdayarak:
– “En kısa zamanda. Son zamanlarda çok yoruldum ve bunaldım. Biraz eğlenmek benim de hakkım.”
Kahvaltı boyunca Tamer ortalarda görünmedi. Acaba gitti mi diye aklımdan geçirirken tatilimi Piraye ve Sinan’la baş başa geçirmek istemediğimi düşündüm. Tamer’e bayılmasam da, en azından dengeleyici olurdu.
Kahvaltıdan sonra üçümüz birlikte plaja indik. Şansımız yaver gitti. Denize ve bara yakın, gölge bir yer bulduk. Ben ve Piraye eşyalarımızı gölgede bırakıp, kumlara yanyana uzandık. Doğrusu Piraye yine çok güzel görünüyordu. Çingene pembesi bikinisiyle kuşkusuz Sinan’ın aklını başından alıyordu. Bu arada Sinan odasından bir şey almak için uzaklaşınca, sabahtan beri bu konuyu açmak için fırsat aradığım için
– “Ee Piraye, söylesene neler yaptınız akşam. İyi eğlendin mi? Nasıl adamlar bu Sinan’la Tamer?”
– “Süper bir gece geçirdim. Diskoda doyasıya dans ettim. Ortam harikaydı.”
– “Sinan sana asılıyor galiba. Dün akşam lobide gözlerini senden alamıyordu.”
– “Benden etkilendiği doğru. Ben de ondan etkileniyorum. Mükemmel bir tatil aşkı olabilir. Her istediğimi yapıyor ve yatakta da süper!”
– “Yatakta mı? Onunla yattın mı?”
– “Evet. İkimiz de birbirimizden hoşlandığımıza göre neden birlikte olmayalım? Hayat kısa, tatil daha da kısa.”
– “İnanmıyorum sana Piraye! Ne kadar rahatsın. Adam evliymiş.”
– “Olabilir. Şahane bir evlilikleri olsa buraya tek başına gelmezdi. Zaten yürümeyen bir ilişki için keyfimi kaçıramam.”
– “İlginç kadınsın. Kendi doğruların var ve bildiğin gibi yaşamaktan çekinmiyorsun.”
– “Sana da kendini rahat bırakmanı tavsiye ederim. Düşünsene. Genciz ve güzeliz. Sağlığımız yerinde. Çok değil, 10 yıl sonra istesek de hızlı yaşayamayacağız. O zaman tatillerimde bol bol kitap okurum. Ama şimdi, fırsat varken her şeyin tadını çıkarmak istiyorum.”
– “Belki de haklısın. Yine de benim için alışması ve kabullenmesi zor bir düşünce. Hem ben evli bir kadınım.”
– “Boş versene. Tolga’nın şu anda o sekreter kızın kollarında olmadığını kim biliyor?”
– “Böyle söyleme Piraye. Ben evliliğimizi kurtarmak istiyorum. Herkes bir kez hata yapabilir.”
– “Bravo. Yalnız bence evliliğini İstanbul’a dönünce kurtar. Bu yaz bir daha tatile çıkamayabilirsin. Seneye kim öle, kim kala?”
Bu hararetli sohbet tepemizde biten Tamer’in araya girmesiyle sona erdi.
– “Merhaba kızlar, muhabbetinizi bölmüyorum ya?”
– “Aa merhaba Tamer, biz de sen nerelerdesin diye meraklanmıştık.”
– “Sabah uyanamadım. Geç kahvaltıya kaldım. Bugün ne kadar sıcak değil mi?”
– “Berbat.”
– “Ben içecek bir şeyler alacağım” diyen Piraye yanımızdan ayrılınca, Tamer yanıma oturdu.
– “Dün gece keşke sen de bizimle diskoya gelseydin. Çok eğlendik. Hem Sinan’la Piraye o kadar iyi anlaşıyorlar ki, kendimi fena halde yalnız hissettim.”
– “Çok yorgundum dün. Kaç gündür bitmek bilmeyen toplantılar yüzünden pestilim çıktı. Şimdi iyiyim. Bundan sonraki eğlencelerde ben de varım.”
– “Buna çok sevindim. Söylemeden edemeyeceğim, bugün harika görünüyorsun.”
– “Teşekkür ederim.”
– “Bence hemen vücuduna güneş yağı sürmelisin. Sahilde ilk günün ve güneş inanılmaz yakıcı.”
– “Haklısın. Çeneye dalıp, unutmuşum.”
– “Dur sana yardım edeyim. Uzan şöyle.”
– “Bilmem… Boş ver, ben yaparım.”
– “Sırtına filan elin uzanmaz. Bana bırak. Çekinmesene benden.”
– “Çekinmiyorum.”
Böylece yüzükoyun uzandım ve Tamer iki avucuna birden boca ettiği güneş yağını sırtıma ve omuzlarıma ağır hareketlerle sürmeye başladı. Ellerimi uzun uzun sırtımda, belimde dolaştırdı. Gözlerimi kapamış, denizin sesini dinliyordum. Kendimi epeydir bu kadar huzurlu hissetmemiştim. Tamer’in masajı da hoşuma gitmişti. Adamın hareketlerinde bariz bir asılma hissediyordum. Buna aldırmadığıma karar verdim. Sadece anın tadını çıkarmaya ihtiyacım vardı. Tamer’in parmaklarının yanlışlıkla olmuş gibi bikinimin içine bir an girmesiyle irkildim ama sesimi çıkarmadım. Belki de bundan cesaret alan Tamer, ellerini bacaklarımın arkalarına götürdü ve normalde ellerimin ulaşmakta hiç zorlanmayacağı bölgeleri yoğurmaya başladı. Yumuşak hareketlerle kalçalarımdan ayak bileklerime kadar olan bölgeyi yağladı. Adeta her noktamın tadına varıyordum.
– “Oh ne güzel, bizi böyle yağlayan yok!”
Piraye’nin neşeli sesiyle gözlerimi açtım.
– “Eline sağlık Tamer. Gerisini ben hallederim. Sen de kıskanmasana Piraye. İstesen Tamer senin de sırtını yağlar.”
– “Ben sabah odadan çıkmadan o işi hallettim. Bakın Sinan geliyor. Hadi hep birlikte muza binelim.”
Bu teklif herkesin hoşuna gitti ve böylece bizim dörtlü can yeleklerini takıp muza yerleşti. Yaklaşık 20 dakika süren muz macerasında defalarca suya düştük. Çocuklar gibi eğlendik. Bu arada muza tekrar çıkma çalışmaları sırasında Tamer ve hatta Sinan tarafından ellenmeyen yerim kalmadı. Kendime hayret ediyordum. Dün tanıştığım bu iki adama karşı hayatımda hiç olmadığı kadar rahat davranıyordum…
Gecenin ilk saatleriydi. Piraye ile aramızda kıkırdayarak otelin merdivenlerinden lobiye iniyorduk. Lobide Sinan ve Tamer’le buluşup Antalya’nın içine, şehrin ünlü diskolarından birine gidecektik. İkimizde de son derece frapan giyinmiştik. Beyaz, vücudumu saran bir Jean ve askılı pembe bir bluz, Piraye; dar bir bluejean ve göbeğini açıkta bırakan sarı bir t-shirt. Gerçekten çok alımlıydık. Sinan ve Tamer bizleri uzaktan görünce birbirlerini dürttüler.
– “Oğlum süper olmuşlar. Sonay’ın vücudu da Piraye’den aşağı kalmazmış.”
– “Bu gece sıra bende. Sen dün Piraye’yle uçuşa geçtin, bugün de ben Sonay’ı iyi edeceğim. Bana bak sakın kıza asılma!”
– “Ha ha ha…”
Yarım saat sonra şimdiden tıklım tıklım dolu olan diskonun kapısından girerken, uzun süredir bu tip bir ortama girmediğimi düşünüyordum. Bu gece canımın istediği gibi eğlenecektim. İçkilerimizi alarak, piste biraz uzak, nispeten kuytu bir yere geçip oturdum. Yarım daire şeklindeki kanepenin ortasına denk gelen yerde küçük bir masa vardı. Masanın bir yanına Piraye’yle Sinan, diğer yanında benle Tamer oturmuştuk. Müziğin sesinden insan yanındakinden başkasıyla konuşamıyordu.
Göz ucuyla Piraye’ye bakanca, onun Sinan’la hararetli bir muhabbete daldığını gördüm. Yapabileceğim tek şey Tamer’le ilgilenmekti. Böylece Tamerle koyu bir sohbete başladık. İyi de içiyorduk. 2 saat içinde Tamer içkileri tazelemek için epey bir tur atmak zorunda kaldı. Etraflımızdaki herkes kendi halindeydi. Genç çiftler pek de kuytu sayılamayacak yerlerde öpüşüp koklaşıyorlardı. Birden Tamer,
– “Evli olduğunu biliyorum. Piraye söylemişti. Sakıncası yoksa neden tatile yalnız geldiğini merak ettim.”
– “Piraye’nin de ağzında bakla ıslanmaz zaten. Neyse. Söylesene neden merak ediyorsun?”
– “Bilmem. Yalnızca merak işte.”
– “O zaman seni fazla merakta bırakmayayım. Şu anda Tolga ile ayrı yaşıyoruz. O yüzden tatile Piraye’yle çıktım.”
– “Ama neden ayrı yaşıyorsunuz?”
– “Gerçekten çok meraklısın Tamer. Herhalde Piraye nedenini de söylemiştir.”
– “Ee… Bir şeyler söyledi, evet. Yine de işin aslını senden duymak istedim.”
– “İşin aslı diye bişey yok. Tolga beni aldattı. Ben de evi terk ettim. Özetle bu işte!”
– “Şaşırdım.
– “Neden?”
– “İnsan senin gibi bir kadını neden aldatır ki?”
– “Nasıl yani?”
– “Çok güzelsin, her erkeğin başını döndürebilirsin…”
– “Teşekkür ederim. Bugün bana ne çok iltifat ettin. Anlaşılan Tolga böyle düşünmedi.”
– “İltifat değil. Senden çok etkileniyorum. Eşin elindeki hazinenin değerini bilememiş.”
Cevap vermedim. Sadece gülümsedim. İçkimden büyük bir yudum aldım;
– “Hadi dans edelim. Beni dansa kaldırmayacak mısın?”
Böylece kalabalık dans pistine yöneldik İğne atsan yere düşmeyecek kadar doluydu pist. Tamer le ritme kendimizi bırakıp, hafif hafif salınmaya başladık. Kısa süre sonra slow bir parça çalmaya başlayınca, Tamer ellerini belime doladı ve beni kendine iyice yaklaştırdı. Az sonra Tamer’in önündeki sertliği hissedebiliyordum. İrkildim. Bu kadar ileri gitmemeliydim. Kendimi biraz geri çekip, etrafını incelemeye başladım. Birden gözlerim fal taşı gibi açıldı. Az önce kalktığımız kanepede Piraye ve Sinan sarmaş dolaş olmuş, öpüşüyorlardı. Piraye Sinan’ın kucağına oturmuştu. Sanki çevrede kimse yokmuş gibi rahattılar; dünya umurlarında değildi. Benim böyle dikkatle bakmamla Tamer de başını o tarafa çevirdi ve kumruları gördü.
– “Bizimkiler iyice havaya girmişler.”
– “Evet. Aralarında bir şeyler olduğunu bilmiyordum.”
– “Görmüyor musun, birbirlerinden çok hoşlanıyorlar.”
– “Belli oluyor.”
– “Yaz aşkı dedikleri bu olsa gerek. İnsanın aklını başından alıyor.”
Tamer bu son sözleri doğrudan gözlerimin içine bakarak söylemişti. Gözlerimi ayırmadan, ilk defa, Tamer’in hoş bir adam olduğunu düşündüm. Benim için deli olduğu her halinden belliydi. İçk**en biraz başım dönüyordu, kendime hâkim olmazsam işlerin kontrolümden çıkacağını düşündüm. Ne istediğime karar veremiyordum. Birden müzik kesildi. Sahneye çıkan gösteri adamı, sıranın gecenin bilmem ne yarışmasına geldiğini anons etti. Biz de Tamer yerlerimize döndük Piraye ve Sinan çok samimi bir şekilde, adeta kucak kucağa oturuyorlardı. – “Saat on ikiyi geçti”, dedi Piraye. – “Hadi otele dönelim. Kumsalda şarap içeriz. Dün çok yorulmuşum, bu gece dans edecek halim yok.”
– “Ok. Hadi şaraplarımızı alıp kumsalda muhabbet edelim.”
Yaklaşık 1 saat sonra dörtlümüz otelin yan tarafındaki kumsalda, sabaha hazırlık olsun diye bırakılmış şezlonglara oturmuş, koyu bir sohbete dalmıştık Piraye ile Sinan bizlerin duyamayacağı bir sesle fıkırdıyorlar, sanki bana bakarak gülüşüyorlardı. Bunun üzerine Dedikodumu mu yapıyorsunuz bakayım? Ne konuşuyorsunuz öyle fısır fısır?”
– “Hiç canım. Sinan’a senin ne kadar saf bir kız olduğundan söz ediyordum.”
– “Neden saf olayım ki?”
– “Baksana. Seni aldatan kocandan intikam almak aklından bile geçmiyor.”
– “Piraye!”
– “Kızmasana canım. Yalan mı? Hem dünyanın senin gibi insanlara da ihtiyacı var.”
Kendimi salak gibi hissediyordum. Sanki liseli mahcup bir kısmış gibi muamele ediyorlardı bana. Şu Piraye’den ne eksiğim vardı ki? Nasıl da eğleniyordu haspa!
– “Siz kendi işinize bakın bakayım. Benimle uğraşmayın.”
– “Bakıyoruz zaten. Hadi Sinan biraz yürüyelim.”
Böylece Sinan ve Piraye kumsalın karanlığında uzaklaştılar. Nereye, daha doğrusu ne yapmaya gittiklerini gayet iyi tahmin edebiliyordum. Birden Tamer’in elini omuzlarımda hissettim.
– “Üşümüyorsun değil mi? Sanki titredin gibi geldi.”
– “Yok, hayır. Sadece düşünüyordum.”
– “Fazla düşünme canım. Bırak, gecenin tadını çıkar.”
– “Haklısın.”
– “Biraz daha şarap? Serin serin iyi gidiyor.”
– “Peki.”
Tamer şaraplarımızı içtik sohbete devam ettik. Bir süre sonra konuşacak bir şey bulamadığımdan sustum. Sessizliği bozan Tamer oldu
– “Senden çok hoşlanıyorum Sonay. İlk gördüğüm andan beri. Seninle olmak için çok şey feda edebilirim.”
Karışık duygular içindeydim. Bir yandan yeni tanıştığım bu adama fazla yüz vermek istemiyordum. Üstelik İstanbul’a dönünce Tolga’yla barışmak istiyordum. Öte yandan ortamın, içkinin ve Piraye’nin söylediklerinin etkisindeydim. Ne yapacağımı bilemiyordum.
Birden Tamer’in elini yanağımda hissettim. Her şey çok çabuk oldu. Tamer, bir eliyle yüzümü kendininkine yaklaştırdı ve dudaklarını benimkilerle birleştirdi. Yumuşak bir şekilde öpmeye başladı. Bunu hiç beklemiyordum. Kendimi geri çekmek istedim ama Tamer’in bırakmaya niyeti yoktu. Bir yandan beni öpüyor, bir yandan da ellerini saçlarımda dolaştırıyordu.
Direnci kırılıyordu. Ben de Tamer’in öpücüklerine karşılık vermeye başladım. Artık liseli iki sevgili gibi uzun bir öpüşmeye kaptırmıştık kendimizi. Öpüşmelerimiz romantik bir tarzdan gitgide tutkulu bir hale dönüştü. Tamer dilini ağzıma sokmuş, benim sıcak ve nemli ağzımda derin araştırmalara girişmişti. Kendimden geçmiştim. Tamer’in saçlarıyla oynuyor, erkeğin dilini zevkle emiyordum.
Dakikalar süren bu ateşli öpüşmeden sonra nihayet dudaklarımız ve dillerimiz ayrıldığında ikimiz de nefes nefese kalmıştık. Tamer,
– “Harikasın Sonay. Harika öpüşüyorsun, sana tapıyorum” diyerek yüzünü boynuma ve çıplak omuzlarıma gömdü.
Çıldırtıcı parfümümü içine çekerek, boynumu ve omuzlarımı öpmeye, yalamaya girişti. Artık tüm kontrolümü kaybetmek üzereydim. Tamer’in sıcak dudaklarının teması beni çılgına çevirmişti. Başımı geriye atarak kendimi zevke teslim etmeye hazırlanıyordum ki, aniden gözlerim 10 metre kadar ilerdeki bir karaltıya takıldı. Birisi bizi gözetliyordu. Hızla toparlandım. Şaşkınlıktan aptallaşan Tamer’e fısıldayarak,
– “Orada biri var. Bizi izliyor” dedi.
– “Kim, nerede?”
– “Bilmiyorum kim olduğunu. İşte orada, bak. Kaçıyor.”
Gerçekten de karaltı fark edildiğini anlayarak hızla karanlığa karıştı. Ama olan Tamer’e olmuştu. Duyduğum tedirginlikle tüm heyecanımı kaybetmiş, hatta gitmek için ayaklanmıştım.
– “Sonay, nereye gidiyorsun? Yalvarırım gitme. Beni böyle bırakamazsın.”
– “Özür dilerim Tamer. Bir an kontrolümü kaybetmişim. Birbirimizi yeterince tanımıyoruz. Bu yaptığımız delilik!” diyerek ayağa kalktım,
– “Gitmem lazım.”
– “Kızdın mı bana? İncittim mi seni?”
– “Hayır. Sadece hazır değilmişim. Yarın görüşürüz. İyi geceler.”
– “İyi geceler Sonay.”
Kumsal boyunca uzaklaşıp, otele yöneldim. Tamer öylesine kalakalmıştı. Bir sigara yaktı.
Ben ise ayağa kalkıp denize doğru yürüdüm. Uykum yoktu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Acaba peşimden geliyor muydu Tamer? Baktım Hayır, gelse bile bu hiç bir şeyi değiştirmezdi sanırım kumsalda biraz yürümeye karar verdim.
50 metre kadar yürümüştüm ki, solumdan bir takım sesler duydum. Gündüzleri insanların gölgesinden yararlandıkları bir Kamelya vardı seslerin geldiği tarafta. Yavaşça yaklaştım. Bir ağacı kendine siper ederek kamelyayı baktım. Birden Sinan ve Piraye’yi gördüm.
Piraye çırılçıplaktı! Sinan’ın ise pantolonu ve külotu dizlerine inmişti. Piraye Sinan’ın kucağına yüz yüze gelecek şekilde oturmuştu. Hafif hafif yaylanıyordu. Ay ışığında kalçaları muhteşem görünüyordu.
– “Vay canına” dedim, kendi kendine. – “Resmen sikişiyor yine orospu.”
Kasıklarımda yükselen ateş tüm vücuduma yayıldı. Gördüklerim aklını başımdan almıştı. Neredeyse onları izleyerek mastürbasyon yapacaktım. Ancak kendime hakim oldu. Geldiği gibi sessizce oradan ayrıldım. Daha fazla izleyerek moralimi bozmak istemiyordum.
– “Yarın Tamer’e karşı biraz daha mı anlayışlı olsam kendimi serbest mi bıraksam. Birden Piraye’ye imrendim
– “Baksana orospu çatır çatır veriyor Sinan’a.”
Bu düşüncelerle otele yürüdüm Odama çıktım. Hava çok nemliydi, ateşimi söndürmek için duşa girdim. Soğuk su iyi gelmişti. Duştan çıkınca bir sigara yakıp, öylece yatağa uzandım. Tamer’i ve az önce gördüğü manzarayı düşünmemeye çalışarak sigaramı içtim.
Televizyonu açtım bir süre televizyon izlemeye çalıştım. Aklımı olanlardan başka şeylere yöneltmeye çalışıyordum. Sonra Piraye’nin odasında bu gece neler olduğunu merak ettim. Televizyonu kapayıp balkona çıktım. Yavaşça ilerledim ve dün gece saklandığım yerden Piraye’nin odasına baktım. Hiç ışık yoktu. Biraz daha yaklaşıp daha dikkatli baktım. Oda tamamen boştu.
Yeniden odamın önüne döndüm. Bir sigara daha yakıp uzaktan tatlı tatlı yankılanan denizin sesini dinledim. Sigaram bitince odama döndü. Yatağımın ucuna oturdum ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Sinirleri bozulmuştu. Şu son bir haftada yaşadıklarım tüm dengemi altüst etmişti. 1-2 ay öncesine kadar çoğu kişinin gıpta edeceği bir hayatım vardı. Mutlu bir evliliğim vardı Tolga’yla. İş hayatım gayet iyi gidiyordu. Artık bir bebek sahibi olmayı düşünüyordum ciddi ciddi. Şimdi ise her şey berbat olmuştu.
Kendimi acınacak halde görüyordum. Kocam beni aldatmış, evliliğim ona ermeye yüz tutmuştu. Haftalardır cep telefonumu ya hiç açmıyor, ya da Tolga’nın aramalarına cevap vermiyordum.
– “Onu ellerimle Mirey’e itiyorum” diye düşündüm. Kariyerim de son 1 haftada inanılmaz zarar görmüştü. Neredeyse hiç tanımadığım iki bayinin tecavüzüne uğramış, onların seks kölesi olmuştum. Belki de Sadık ve Turgut olanları çarpıtarak, ballandıra ballandıra her yerde beni nasıl becerdiklerini anlatıyorlardı. Bunlar Erman Bey’in kulağına giderse işimi kaybederdim.
– “İnsanların yüzüne nasıl bakarım” diye düşündüm. – “İstanbul’a döndüğümde belki herkes her şeyi biliyor olacak. Bana bir fahişe gözüyle bakacaklar. Tanrım!” Ve yeniden hıçkırıklara boğuldum.
Yarım saat kadar sonra kendime geldim. Gidip yüzümü yıkadım. Uyumak için yatağa uzandım. Fakat bu sefer de aklım akşam olanlara takıldı. Piraye sanki benimle alay ediyormuş gibi gelmeye başlamıştı. Aptal durumuna düşüyordum.
– “Ne biçim arkadaşım var, herkesin önünde beni zora sokuyor” diye düşünmeden edemedim.
– “Yarın Piraye’yle konuşacağım. Benim düşüncelerime, hayat tarzıma karışmasın. Kendi istediğini yapabilir ama benimle uğraşmasın!” Aklıma Tamer geldi.
– “Az kalsın, işleri daha da berbat edecektim. Her şey Tolga beni aldattı diye başladı. Şimdi benim yaptığıma bak.” Birden yataktan doğruldum. Tolga’ya telefon etmeye karar verdim. Onu affettiğimi söyleyecektim.
– “Yarın İstanbul’a dönerim” diye düşündüm,
– “Birlikte tatile çıkarız. Her şey yoluna girer.”
Santrali aradım ve İstanbul’daki evimin numarasını verdim. Saat çok geç olmuştu ama sabahı bekleyemiyordum. Çocuk gibi heyecanlanmıştım. Ne yazık ki, bu heyecan kısa sürdü. Santraldeki görevli numaranın yanıt vermediğini bildirdi.
– “Nerede olabilir bu saatte. Allah Allah! Dur bir de cepten arayayım.” Günlerdir açmadığı cebimi açtı ve Tolga’nın numarasını çevirdim. Telefon kapalıydı.
– “Belki santraldeki kız yeterince çaldırmamıştır, Tolga’nın uykusu ağırdır” diyerek evi bir kez de cepten aradım. Defalarca çaldırmama karşın telefon açılmadı.
Birden büyük bir mutsuzluğa kapıldım. İçimi Tolga’nın Mirey’le veya başka bir kadınla birlikte olduğu düşüncesi kemiriyordu. Kendimi koca dünyada yapayalnız hissediyordum. Yapayalnız ve mutsuz. Kendi halime sinirlendim sonra.
– “Ne yapıyorum ben?” diye düşündüm,
– “Herkes keyfine bakıyor, benim halimse ortada. Ben miyim sanki tüm olanların sorumlusu?” Tolga’ya karşı büyük bir öfke duydum.
– “Beyefendi kim bilir nerede, kimlerle… Ben de oturmuş ağlıyorum. Hayır, böyle devam edemem.”
Yataktan kalktım, yeniden balkona çıkıp temiz hava aldım. Sonra kararlı bir şekilde içeri girdim. Ayakkabılarımı giydim ve kapıya yöneldim. Tamer oda kapısının çalınmasıyla uyanmış olacak ki
– “Ne oluyoruz yahu bu saatte?” diyerek kapıyı açtı, Saat gecenin 3’ü nü geçiyordu. Çarşafı çıplak vücuduna sarıp kapıyı açmaya öyle gelmişti. Kapıyı aralığından dışarı uykulu gözlerle baktığını gördüm Kapıda beni görünce gözlerine inanamadı.
– “Aaa. Sonay! Hoş geldin. Bişey mi oldu?”
– “Hayır, endişelenme. Uyku tutmadı. Belki biraz konuşuruz dedim.” Gözlerim Tamer’in yarı çıplak vücuduna takılmıştım.
– “Uygun değilsen gideyim.”
– “Hayır hayır. Ne münasebet! Sadece biraz şaşırdım da. Gelsene içeri. Kusura bakma, oda biraz dağınık.”
– “Boş ver dağınıklığı. Tatildeyiz.”
Doğruca balkona yöneldim.
– “Senin odanın manzarası çok güzelmiş. Hem denizi görüyor, hem dağları. Kıskandım seni.”
– “Şey evet. Pek manzarayla ilgilenmedim ama…”
– “İçecek bir şeylerin var mı? Keşke odadan getirseydim bir şeyler.”
– “Alkollü bişey yok. Oda servisi unutmuş bu sabah. Kola var. İçer misin?”
– “Ok. Kola iyi gelir.”
Böylece gecenin üçünde Tamer’in yatağının kenarına oturup kola içmeye başladık.
– “Söylesene Tamer, neden evlenmedin? Yanılmıyorsam 36 yaşındasın.”
– “Bilmem. Fırsat olmadı sanırım veya uygun birini bulamadım. Neden sordun?”
– “Yakışıklı bir erkeksin. Bekâr olmanın cazibesi ne merak ettim.”
– “Bu işler şans işte. Ne bileyim. Senin gibi biri karşıma çıksa belki çoktan evlenirdim.”
– “Beni bu kadar beğeniyor musun?”
– “Evet. Hem de çok. Bu sabah seni plajda gördüğümde, ‘tamam’ dedim, ‘işte aradığım kız.”
– “Bana bu gece benden hoşlandığını söylemiştin ya…”
– “Evet. Bu seni kızdırdı mı?”
– “Hayır. Neden kızdırsın ki? Beğenilmek tüm kadınların hoşuna gider. Bilmeni istiyorum ki, ben de senden hoşlandım.”
– …..
– “Düşündüm de, hayat kısa ve birkaç gün sonra tatilimiz bitecek. Neden kendimizi rahat bırakmayalım? Birbirimizi mutlu edebiliriz.”
– “Demek beni mutlu edeceksin. Bunu nasıl yapmayı planlıyorsun?”
– “Şortunu çıkarmaya ne dersin?”
Bu teklife karşı koymak imkânsızdı Tamer için. Bir çırpıda şortunu çıkardı. Penisi şimdiden sertleşmeye başlamıştı. Sırtüstü uzandı. Karşısına çıkan fırsata inanamıyordu. Ağır hareketlerle bluzumu, pantolonumu ve ayakkabılarımı çıkardım. Yatakta çırılçıplak yatan ve an be an penisi büyüyüp dikilen Tamer’in karşısında iç çamaşırlarımla durdum. Tamer’le göz gözeydik.
Yavaşça ilerledim, yatağın kenarına oturdum ve ağır hareketlerle Tamer’in yarağını avucumun içine aldım. Tamer titredi ve kasıldı. İnanılmaz zevk aldığı belliydi. Yumuşak hareketlerle Tamer’e mastürbasyon yaptırmaya başlamıştım. Tamer saçlarımı okşuyor, beni soyunmaya ikna etmek istiyordu.
– “Harikasın Sonay. Nefis! Okşa onu, evet. Devam et!”
Birden avucumdaki canavarı bırakınca Tamer’den bir hayal kırıklığı nidası yükseldi.
– “Neden durdun? Ne olur, devam et.”
Niyeti durmak değildi. Kısa bir süre yarattığım canavara baktıktan sonra ellerimi sırtıma götürdüm ve sütyenimin klipsini açtım. Az sonra iri göğüslerim tüm ihtişamıyla Tamer’in karşısındaydı. Bu gece Tamer’e bişey yaptırmamaya niyetliydim herhalde ki, Tamer’in kucağına tırmandım ve göğüslerimi emzirmek istercesine ağzına dayadım. İlk karşılaştığımız andan beri çıplak hayal ettiği göğüslerimi dudaklarına sunulurken bulan Tamer, biberon isteyen bir bebek gibi saldırdı. İki eliyle yanlardan kavradı ve çılgınca emmeye başladı.
Sonay’ın gırtlağından bir zevk iniltisi yükseldi. Tamer sımsıkı tuttuğu göğüslerimi iştahla yaladı, irileşmiş uçlarını emip-kemirdi, yumuşak etleri tatlı tatlı ısırdı, arzuyla yüzüne sürttü. Yaklaşık 5 dakika süren bu göğüslere tapınma seremonisinden sonra Ben de iyice tahrik olmuş, her şeyi yapabilecek kıvama gelmiştim.
Göğüslerimi Tamer’in dudaklarından ve ellerinden kurtardı ve erkeğimin dudaklarına yapıştım. Çılgınca bir arzuyla ve müthiş bir açlıkla öpüşmeye başladık. Birkaç saat önceki tutkulu öpüşmelerimiz bunun yanında solda sıfır kalırdı. Öpüşmüyor âdeta birbirimizi yiyor, içiyorduk.
Artık kimin olduğu iyice karışan diller dans ediyor, dillerimiz yardımıyla birbirimizin ağzının her noktasını keşfediyorduk. Öpüşmenin şiddetinden çenelere kadar her yerlerimiz, tükürük ve salya içinde kalmıştı. Nice sonra nefes nefese kalıp ayrıldığımızda Tamer,
– “Seni seviyorum Sonay. Daha önce böyle öpüşen bir kadın görmemiştim” dedi.
– “Ben de daha önce hiç kimseyle böyle öpüşmemiştim.”
– “Hadi Sonay, biraz önceki gibi küçük Tamer’le ilgilen. Ama bu sefer dudaklarınla.”
Oral sekse çok da meraklı olmadığım için bir an tereddüt ettiysem de kararımı verdim ve Tamer’in bacaklarının arasına kaydım. Bu gece tüm sınırlarımı aşacaktım. Kan basıncıyla kazık gibi ve başı kocaman olmuş penisin önce başını öpmeye başladım. Dudaklarımın temasıyla Tamer kendine engel olamadı:
– “Ohh! Hadi sevgilim, em onu, yala! İyice hakkını ver!”
Bu gece partnerimin bir dediğini iki etmemeye azimliydim. Hem şu an önümde nabız gibi atan ve gayet temiz, traşlı bu yarağa daha önce hiç kimseninkine istemediğim kadar oral seks yapmak istiyordum. Yumuşak hareketlerle penisin iyice kızarmış başını dudaklarımın arasına aldım ve emmeye başladım.
Ağzım alıştıkça gitgide daha büyük bir kısmını ağzımın içine alıyordum. Arada bir emmeyi kesiyor, kayganlaşması için dilimi penisin gövdesinde dolaştırıyor, uzun uzun yalıyordum. Böylece kısa sürede Tamer’in yarağının büyük bir kısmını rahatlıkla ağzıma sokmaya başladım.
Birden ağzımın nemli sıcaklığı, dilimin kaygan teması Tamer’i kendinden geçirmişti. İki eliyle birden başıma bastırıyor, kendi belirlediği ritimle emdirmek istiyordu yarağını. Beni dudaklarımla kendine mastürbasyon yapmaya zorluyordu. Bu şekilde biraz daha devam edersek, Bir türlü aklından çıkaramadığı yüzüme boşalması an meselesiydi.
– “Devam et canım, devam et. Sakın ritmini bozma. Ohh! Kasıklarım patlayacak.”
Bu son sözlerle bir an durakladım. Tamer her an ağzıma boşalabilirdi. Bu alışık olmadığım ve istemediğim bir şeydi.
– “Neden durdun? Lütfen, lütfen emmeye devam et. Ağzınla boşalt beni.”
– “Tamer, buna emin değilim. Pek yapmadım da.”
– “Senin de hoşuna gidecek. Bunda çekinecek bişey yok ki! Gayet sağlıklı bişey.”
– “Bilmiyorum. Bu çok mu önemli?”
– “Evet! Çok istiyorum. Bak gör, senin de hoşuna gitmezse bir daha asla yapmayız. Hem beğenmezsen tükürürsün. Hadi şimdi devam et.”
Ve devam ettim. Hem de bir an önce sonuca ulaşmak için bir yandan müthiş bir istekle emerken, elimle de Tamer’in taşaklarını okşamaya, sıkıştırmaya başladım. Derken dilim de hafif bir acılık hissettim. Bu, Tamer’in önden kaçıveren sperm sıvılarıydı.
Penisin başını yalayarak iyice tadına baktım ve hiç te kötü olmadığını düşündüm. Bunun üzerine Tamer’in yarağını gitgide hızlanan bir tempoyla somurmaya başladım. Neredeyse gırtlağıma kadar sokuyor, bir an durup, ağzımın içinde pıt pıt atan penisi hissediyor, sonra yeniden emmeye devam ediyordum. Penisle dudaklarım ve dilim arasında tükürükten köprüler, baloncuklar oluşuyordum
– “Geliyorum Sonay. Geliyorum. Ağzıma geliyorum, ohhhh!”
Tamer’in tüm vücudu elektriğe kapılmış gibi kasılmaya, zangır zangır titremeye başladı. Hareketleri kontrolünden çıkmıştı. Hiç ara vermeden emmeyi sürdürdüm. Birden ilk sperm dalgası gırtlağıma kadar çarptı. Bir an boş bulunup durakladım. Tamer yalvaran gözlerle devam etmemi istedi. Zevkten sesim çıkmıyordu.
Bu ilk sperm dalgasını bir anda yuttum ve tadı hoşuma gitmişti, emmeye devam ettim. Tamer önce katı katı, ardından fışkırırcasına boşaldı. Kaç zamandır biriktirdiği tüm spermlerini sıcacık ağzıma gönderdi. Ben ise hiç ara vermeden, hem emiyor, hem de hala ağzıma kesik kesik fışkıran spermleri yutuyordum. Tamer’in orgazmı yaklaşık 20 saniye sürdü ve sonunda ağzımdaki penisi çıkardığında, ortada tek bir damla bile sperm yoktu. Penis, pırıl pırıl ve tertemizdi. Tamer minnettar gözlerle bana baktı.
– “Teşekkür ederim Sonay. Bana hayatımın orgazmını yaşattın. Ben de altta kalmak istemem. Göreceksin seni uçuracağım.”
– “Buna hiç şüphem yok. Ama bana bu gecelik bu kadarı yetti. Neredeyse sabah oluyor. Biraz uyumalıyız. Yoksa yarın sersem gibi oluruz. Daha yapacak çok işimiz var.”
Ve erkeğimin yarağının başına ve ardından dudaklarına küçük birer öpücük kondurarak yatağa yüzükoyun uzandım. Gözlerimi kapattım. Ağzımda daha önceleri müthiş iğrendiğim sperm tadı vardı. Ama artık iğrenmiyordum. Aksine yaptığımız çok hoşuma gitmişti.
– “Daha hayatta öğreneceğim neler var kim bilir” diye düşündüm. Az sonra ikimiz birden derin bir uykuya dalmıştık.
İkimizde sabah kapının ısrarlı çalınmasıyla uyandık. Şaşkınlıkla birbirimize baktık. Tamer beline çarşafı dolayıp kapıyı açmaya gitti.
– “Neredesin ya! Merak ettik. Saat 11 oldu. Kahvaltıya inmedin. Sonay da yok ortalıkta. Odasında da değil.”
Sinan ve Piraye’nin seslerini duyunca bir an panikledim. Tamer’in yatağında ve çırılçıplaktım. Bu inanılmaz bir rezalet olabilirdi. Tamer’in kemkümleri arasında Sinan arkadaşına aldırmaksızın odaya daldı. Yatakta çarşafları aceleyle üzerine çekmiş Benle karşılaşınca, bir an şaşırdıysa da gülümseyerek,
– “Piraye gel bak kim var burada! Boşuna korkmuşuz.” Piraye de merakla odaya girdi ve Beni karşısında bulunca:
– “Off Sonay! Allah iyiliğini versin. Ödümü kopardın. Başına bir iş geldi sandım. Hadi kalk. Saat 11.”
– “Tamam, tamam. Niye bu kadar merak ettiniz ki? Çocuk değilim.”
– “Çocuk olmadığın her halinden belli.”
Sinan bu sözleri söylerken bir yandan da Piraye’ye çapkınca göz kırpmıştı.
Hayatında bu kadar utandığımı hatırlamıyordum. Evli barklı kadın başka bir erkeğin yatağında basılmış gibiydim. Kendimi ucuz bir fahişe gibi hissediyordum. Durumun tuhaflığını farkeden Tamer,
– “Hadi çocuklar. Siz sahile gidin. Biz birazdan geliyoruz” diyerek Sinan ve Piraye’yi gönderdi. Benim yanıma oturdu ve saçlarımı okşayarak,
– “Hadi Sonay, asma suratını öyle. Hepimiz yetişkin insanlarız. Sinan’la da Piraye’nin birlikte olduklarını bilmediğini söyleme bana. Herkes istediğini yapmakta özgür.”
– “Evet ama.. Bilmiyorum. Ben evliyim.”
– “Olsun. Evliliğinde sorunlar olduğunu, ayrı yaşadığınızı Piraye anlatmıştı. Dert etme bunu.”
– “Demek Piraye her şeyi anlattı. Bravo! Onunla da konuşacak iki çift lafım olacak. Neyse, sanırım kimsenin kimseye bişey söyleyecek hali yok. Temiz havlun var mı?”
Böylece yarım saat sonra Tamer le plaj kıyafetlerimizi alıp deniz kenarına indik. Erkekler içecek bir şeyler almak için uzaklaştıklarında Ben kızarak,
– “Aferin sana Piraye! Tüm sırlarımızı anlatmışsın. Senin ağzında bakla ıslanmaz mı?”
– “Ne kızıyorsun ki! Kocandan ayrı yaşaman saklanacak bişey mi? Hem evli, hem de benimle tatilde olman kolay açıklanabilecek bir durum değildi.”
– “Boş versene. Sana güvenmiştim. Beni yanılttın.”
– “Kızım bırak şimdi namuslu taze pozlarını. Az önce gördük halinizi. Hah ha! Ay ilahi Sonay, hiç aklıma gelmezdi bu kadar çabuk yelkenleri indireceğin. Tebrik ederim. Doğru yolu buldun.”
– “Böyle konuşma. Kendimi fahişe gibi hissediyorum.”
– “Ne alakası var? İstediğinle yatarsın, bunda utanacak bişey yok. Ne demek fahişe gibi hissetmek, ben de Sinan’la yatıyorum. Fahişe mi oldum şimdi?”
– “Bu farklı. Sen bekarsın, ben evliyim.”
– “Fark etmez. Senin evliliğin de bitmek üzere.”
– “Hayır. Ben Tolga’dan ayrılmayı düşünmüyorum.”
– “İyi ayrılma o zaman. Ama senin adına gerçekten seviniyorum. Güzel kadınsın. İnsan bu yaşları bir daha bulamaz. Hayatın tadını çıkarmak hakkın.”
Bu konuşmalar Benim biraz da olsa moralimi düzeltmişti. Dörtlümüz bütün gün plajda kaldık. Bol bol yüzdük, kağıt oynadık, uyukladık, güneşlendik. Kısacası iyi vakit geçirdik. Saatler geçtikçe kendimi rahatlamış hissediyordum. Neşem yerime gelmişti. Tamer bana çok iyi ve centilmence davranıyor, rahatsız edecek hiç bir şey yapmıyordu.
Böylece akşam üzeri güle eğlene odalarımıza yöneldiğimizde herkesin keyfi yerindeydi. Dün gece çok içip, yorulmuştuk. Bu gece otelde kalacak, güzel bir akşam yemeği yiyip sohbet edecektik. Bir saat sonra restoranda buluşmak üzere sözleşip odalarımıza dağıldık.
Odamda duşumu aldıktan sonra güneşte yanan vücuduma krem sürerken dün gece yaşadıklarımı düşünüyordum. Bugüne dek yapacağımı hiç düşünmediğim bir şey yapmıştım. Bir gün önce tanıştığım bir adamla birlikte olmuştum. Daha doğrusu birlikte olmamıştım da ona oral seks yapmıştım.
Üstelik daha önce kimseye yapmadığım bir şeyi yapmış, Tamer’in spermlerini yutmuştum. Ve bundan da büyük zevk almıştım. Oral seks yaparken Tamer’in tam anlamıyla bana teslim oluşunu, çılgınlar gibi titremesini ve kasılmalarını unutamıyordum. Yaptığımdan pişmanlık duymadığımı düşündüm. Artık eski Sonay değildim ve bundan en küçük bir rahatsızlık hissetmiyordum. Yeni bir hayat, yeni olasılıklar, yeni heyecanlar ve zevkler beni bekliyordu.

Akşam yemeği çok neşeli bir havada geçti. Tamer ve Sinan sürekli espriler yaparak herkesi güldürüyordu. Kendimi uzun zamandır hissetmediğim kadar mutlu ve keyifli hissediyordum. Piraye de halinden çok memnun görünüyor, Sinan’la kumrular gibi sevişiyordu. Ben de Tamer’in arada elini tutmasına veya kolumu okşamasına izin veriyordum. Uzaktan izleyenler, bizlerin yeni evli iki çift olduğumuzu düşünürdü.
Yemekten sonra bu akşam nereye gitsek muhabbetine geçildi. Bir süre karar veremeden konuştuk. Sonunda Sinan,
– “Neden bir yere gitmek için bu kadar kasıyoruz ki? Bu gece de otelde kalalım. Birimizin odasında toplanalım. Mesela benim odamın manzarası çok iyi. Terasta sohbet ederiz. Kağıt oynayabiliriz. Ne bileyim, değişiklik olur.”
– Bu fikir herkesin hoşuma gitti. Bütün gün güneşin altında uzanmaktan, denize girmekten kendimi biraz yorgun hissediyordum ve otelde kalma fikri gayet cazipti. Böylece kahvelerimizi Sinan’ın odasında içmeye karar verip, asansörle otelin en üst katındaki odaya çıktık.
Terasın manzarası gerçekten güzeldi. Yaz akşamının tatlı serinliği yüzlerimizi okşuyordu. Kahvelerimizi içtik. Havadan sudan konuştuk. Saat 11’e doğru Sinan,
– “Bir fikrim var. Hadi bir oyun oynayalım” dedi.
– “Ne oyunu?”
– “Şişe çevirmece.”
– “Bildiğimiz şişe çevirmece mi?”
– “Aynen. Yıllardır oynamadım. Ne dersiniz, çok eğleniriz.”
– “Ben hiç oynamadım. Nasıl oynanıyor?”
– “Aman Sonay, nasıl bilmezsin? Herkes sırayla boş bir şişeyi yerde çevirecek. Şişenin ağzı kimi gösterirse, şişeyi çeviren ona bir soru soracak. Sorular konusu ne olursa olsun yanıtlanmak zorunda.”
– “Tüm sorular mı?”
– “Evet. İstisnasız. Hadi oynayalım.”
– “Ama önce boş bir şişe bulmamız lazım.”
– “Mini bardan şarap alalım. Soğuk soğuk nefis gider.”
Böylece bizimkilerle bir şişe Beyaz şarabı aceleyle içtik. Yaklaşık 20 dakika sonra hepsi Sinan’ın geniş yatağının kenarlarına yerleşmiştik. Piraye,
– “İlk ben çevirmek istiyorum” diye atıldı.
Diğerleri buna karşı çıkmadık. Bunun üzerine Piraye şişeyi çevirdi, şişe epey bir dönüp, sonunda Sinan’ı gösterdi. Piraye şöyle bir düşündü.
– “Söyle bakalım Sinan. Bu oyunu neden oynamak istedin?
– “Hmm. Aklıma geldi işte. Öylesine.”
– “Bu cevap sayılmaz. Adam gibi cevap ver.”
– “Ya, esk**en birkaç kere tatillerde oynamıştım arkadaşlarla. Çok eğlenmiştik. Hem bu oyun sayesinde insanlar birbirleriyle iyice kaynaşıyorlar.”
– “Sence biz yeterince kaynaşmadık mı?”
– “İyiyiz. Ama daha iyi olabiliriz.”
Sinan bu son cümleyi bariz bir gülümsemeyle söylemişti. Ardından şişeyi bu kez Sinan çevirdi. Şişe epey dönüp sonunda Beni gösterdi.
– “Sonay, şu konu artık netleşsin. Evli misin, boşandın mı? Kocanla birlikte mi yaşıyorsun, ayrı mısınız, yani nedir durumlar?”
– “Birden çok özel olmadı mı?”
– “Bu oyunun kuralı bu. Tüm sorular cevaplanmalı.”
– “Pekala. 6 yıllık evliyim. 2 aydır ayrı yaşıyoruz.”
– “Neden ayrı yaşıyorsunuz?”
– “Sorunu sordun, cevabımı verdim. İki soru hakkın yok.”
– “Tamam.”
Bu sefer şişeyi ben çevirdim ve şişe Sinan’da kaldı.

– “Şimdi de sen söyle Sinan. Sorum bana sorduğunun aynısı.”
– “Ok. Ben de evliyim. Karımla birlikte yaşıyorum!”
Şişe bu kez Tamer’de durdu. Sinan:
– “Tamer, eski dostum. Söylesene dün gece Sonay’la yattın mı?”
Bu soru üzerine, ayağa kalktım.
– “Saçmalama Sinan. Bu ne biçim soru? Kendine gel.”
– “Kızmasana Sonay. İstediğimi sorarım. Hem neden bu kadar tepki veriyorsun ki?”
– “İnsanların mahremiyetlerine tecavüz ediyorsun.”
– “Evet, ama bu oyunun güzelliği burada. Bekle gör, birazdan nasıl eğleneceğiz.”
– “Evet ama Sonay. Oyun bozanlık yapma. Şurada biz bizeyiz. Rahat olsana biraz.”
Bu son sözler Piraye’ye aitti. Ne diyeceğini bilemedim. Hızla bir durum değerlendirmesi yaptım. Devam etmeye karar verdim. Nasıl olsa her şey ortadaydı. Sesimi çıkarmadan oturdum.
– “Hadi bakalım Tamer. Cevabını bekliyoruz.”
– “Hayır. Yatmadım.”
– “Nasıl yani, yalan söyleme. O halde neydi sabahki durumunuz?”
– “Tek soru hakkın vardı. Başka zamana sakla.”
Ve şişeyi Tamer çevirdi. Şişe Sonay’da kaldı.
– “Bu akşam da çok şanslıyım. Tüm sorular bana soruluyor.”
– “Söylesene Sonay. Kocanla neden ayrı yaşıyorsunuz?”
– “Herhalde bu gece özel hayatımı didik didik etmeye karar verdiniz. Neyse, ne yapalım, bir kere başladık.”
– “Evet, cevabını alalım.”
– “Ayrı yaşıyoruz çünkü… Eee, çünkü beni aldattı.”
Bunun üzerine Tamer ve Sinan bir ağızdan,
– “Aaa. Olur mu öyle şey? Haksızlık bu. İnsan senin gibi birini nasıl aldatabilir?”
– “Oluyor işte!”
– “Hadi devam.”
Şişeyi çevirdi ve sıra Piraye’ye geldi.
– “Evet Piraye Hanım. Biraz da siz konuşun bakalım. Söyleyin bakalım, Sinan’la çıkıyor musunuz?”
– “Çıkmak mı? Birlikte olmayı kastediyorsan, evet. Sinan’la sevişiyoruz.”
– “Çok açık bir cevap oldu. Teşekkür ederim.”
– “Bişey değil.”
Piraye’nin sorusu Sinan’aydı.
– “Sinan, benimle birlikteyken kendini nasıl hissediyorsun? Sence biz yatakta iyi bir ikili miyiz?”
– “Piraye, bakıyorum direkt gidiyorsun. Güzel. Soruna gelince, seninle yatakta kendimi müthiş hissediyorum. Beni uçuruyorsun. Senin gibi muhteşem bir kadınla sevişmek beni inanılmaz mutlu ediyor. Umarım sen de benim performansımı beğeniyorsundur?”
Piraye sadece gülümsedi. Sinan şişeyi çevirdi ve şişe yine Sonay’da kaldı.
– “Evet Sonay. Yarım kalan hesabı görelim. Dün gece Tamer’le yatmadıysanız, ne yaptınız? Çok merak ettim.”
– “Korkunç bir adamsın Sinan. Bunu neden bu kadar merak ediyorsun?”
– “Boş ver. Sen sadece soruma cevap ver.”
– “İyi. Tamer’le yatmadık. Oral seks yaptık.”
– “Wovvvv. Harika. Teşekkürler.”
Kıpkırmızı olduğumu hissettim. Hepsi bana gülümseyerek bakıyorlar gibiydi. Konuyu dağıtmak için şişeyi çevirdim. Şişe Piraye’de durdu.

– “Piraye, az önce çok güldün. Sen söyle, Sinan’a oral seks yapıyor musun?”
– “Evet. Hem de her defasında. Oral sekse bayılırım. Laf aramızda bu konuda çok iyiyimdir. Değil mi Sinan?”
– “Evet canım. Ben hayatımda senin gibisini görmedim.”
Bizimkiler oyuna devam ederken, bir yandan da mini barı temizleme operasyonu yapıyorduk. Kısa zamanda bu denli açılmalarımızda çakırkeyif olmamızın da payı vardı. Piraye’nin çevirdiği şişe Tamer’i işaret etti. Piraye,
– “Tamer. Sen hoş bir adamsın. Sanırım epey kadınla birlikte olmuşsundur. Söylesene Sonay’ın oral seksi iyimi?”
– “Piraye, bakıyorum sürekli belden aşağı çalışıyorsun. Neyse, sorunun cevabı evet. Hem de çok iyi.”
– “Güzel.”
Şişeyi bu kez Tamer çevirdi ve tesadüf bu ya, şişe bende kaldı.
– “Sonay. Benden hoşlanıyor musun?”
– “Bence soru hakkını boşa kullandın. Bunun cevabını dün gece almıştın.”
– “Hahaha”.
Bir sonraki soruyu Sonay, Piraye’ye sordu.
– “Piraye, Sinan’la neden yatıyorsun?”
– “Çünkü beni tahrik ediyor. Müthiş bir kondisyonu var.”
Yeniden gülüşmeler. Ardından bir soru da Piraye’den Tamer’e geldi.
– “Tamer, sana oral seks yapmamı ister misin?”
Tamer kızardı. Ben ise içten içe Piraye’ye müthiş bir öfke duydum. Resmen Tamer’e asılıyor diye düşündüm.
– “Bilmiyorum. Sanırım evet. İsterim.”
Böylece bu sorudan itibaren Tamer’le Piraye açık açık oynaşmaya başlalar. Sinan bundan hiç rahatsız olmuyor, her halinden gayet eğlendiği belli oluyordu. Bense herkese kızıyordum. Kadınsı güdülerim de ayaklanmıştı. Piraye’nin ilgi odağı olması, onun da havalara girmesi sinirime dokunuyordu.
Saat gece yarısını geçmişti. Mini bar boşalmış, herkes ciddi ciddi sarhoş olma noktasına gelmişti. Sinan yeni bir öneri getirdi.
– “Tamam yeter bu kadar, Şimdide biraz anılardan bahsedelim herkes İlk seks deneyimini kimle nasıl yaşadığını anlatsın..” Herkes kabul edince Sinan şişeyi hızlıca çevirdi. Şişe döndü döndü ve Piraye’nin önünde durunca, herkes gözlerini Piraye’ye çevirdi. Piraye hiç nazlanmadan
– “Pek ala pek ala anlatıyorum işte” deyip anlatmaya başladı
İlk Seks deneyimimi komşumuz ali Amca ile Ankara’da yaşadım. O zamanlar komşumuz Ali amca ile Ankara da birbirine oldukça yakın dublekslerde oturuyorduk. Sonra Ali Amcalar evi satmış bir yıl önce başka bir şehre taşınmışlardı. Bense evin tek kızıydım. 18 yaşına yeni gelmiş, okuldan eve evden okula giden sıradan bir öğrenciydim. Erkek arkadaşımla da aram iyiydi, bazen sinemaya gider, bazen de onlara gidip birbirimizi tanırdık Vücutlarımıza dokunmak ve öpüşmek dışında başka bir şey yapmıyorduk.

Yine bir gün erkek arkadaşımla sinemaya gittik. Geç kalmıştık, film başlamıştı, içerisi karanlık olduğundan bulduğumuz yere oturduk. Gözümüz karanlığa alışınca baktık ki, oturduğumuz o sırada bizden başka oturan yok, Arkamıza yaslanıp filmi izlemeye başladık. Hem filmi izliyor hem de girişte aldığımız mısır patlaklarını yiyorduk. Bir ara elimi Arkadaşımın tutduğu mısır patlağına doğru uzatırken elim yanlışlıkla oraya yani arkadaşımın yarağına geldi. Acayip utandım. Sert uzun bir şey geldi elime, daha önce hiç böle bişey hissetmemiştim. Tabi hemen toparlanıp utanmış bir şekilde filmi izlemeye devam ettim. Birazda hoşuma gitmişti aslında yani dokunuyorsun ama yanlışlıkla olduğu için karşındaki bundan bir anlam çıkaramıyor böylece gazada gelmiyor..
Bu arada sevgilim bir kolunu sırtım atmıştı. Filmin ilerleyen dakikalarında sevgilim diğer elini bacağıma koymuştu hafifçe okşamaya başladı. Ben bu tarz bir şeyin sakıncası olacağını düşünmüyorum sonuçta bende onu seviyorum yani. E benimde hoşuma gidiyordu zaten bişey demedim fakat bir süre sonra o el biraz yukarılara çıkmaya başladı. Tam bacaklarımın arasına geliyoduki, bir anda panik olup elini ittim.
– “Ne oldu neyin var?” dedi.
– “Yok bişey- “Dedim Ama ne yapacağıma karar veremiyordum. Bazı şeylere izin vermelimiyim vermemelimiyim, kararsızdım. Sonunda bazı şeyleri oluruna bırakmaya karar verdim.. Bir müddet sonra sevgilim yeniden elini omuzuma attı. Ben bişey demedim. Demediğimden dolayı sanırım cesaretlendi. Bir anda göğsümü hafif hafif okşamaya başladı. Göğüs uçlarıma dokunuyordu. Çok hoşuma gitti bir an Beynim zonkladı resmen. Kafamı çevirdim karanlıkta göz göze geldik, bana
– “Beni çok sevdiğini” fısıldayarak öpmeye başladı. O anda çok farklı bir duygu hissettim öpüşürken bu hepsinden farklıydı. O kadar güzeldi ki sanki ruhum bedenimden ayrılmış rahat rahat dolaşıyordu gökyüzünde. Filmi artık seyretmiyordum, zaten filmden bir şeyde anlamadım, Öpüşürken göğüslerimi de okşamaya başladı acayip hoşuma gitmişti. Sonra dudaklarımdan boynuma doğru indi, kafam zonkluyordu resmen. İlk defa bir erkek arkadaşımla bu kadar ileriye gitmiştim. Bir anda elini bacaklarımın arasında fark ettim. Bastırıyor ve okşuyordu. Bir an kendimden geçtim hemen elimi onun elinin üstüne koyup
– “Dur yeter bu kadar lütfen” diye fısıldadım.
– “Sakin ol. Bir şey yapmıyorum” dedi. Tekrar dudaklarımı öpmeye başladı. O göğüslerimi okşuyor, boynuma çeneme küçük küçük nefesle, ve öpücükler konduruyordu. Gömleğimin döğmelerini açmış sütyenimden çıkardığı memelerimi yalamaya başlarını emmeye başlamıştı… Elimi tutup yarağının üstüne koydu. Kocaman olmuş yarağını çoktan pantolondan çıkarmıştı. Elimi çekmek istediysem de bırakmayı yarağının üzerine bastırdı. Kulağıma
– “Okşa onu lütfen” dedi. Hayatımda ilk defa gerçek bir yarağa dokunuyordum.. Elime aldım acayip sertti. Avucumla kavrayabiliyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Elimi tutarak beni yönlendirdi. Çok sıcacıktı ve yumuşak dokusu vardı. Evet sertti ama dokusu yumuşaktı. Aşağı yukarı sıvazlarken.
– “Sevgilim süpersin ohh falan” diyordu. Bir anda zevkle karışık
– “Ağzına al” dedi. Bende durdum
– “Ne diyorsun be manyak mısın” dedim.
– “Ya tamam bir şey” demedim devam et dedi. Bu nasıl ağzına alınır ki, ben anlamam öyle şeylerden. Benim zevk almayacağım bir şey olduğundan emindim. Aşağı yukarı yaparken bir anda kafamı tuttu ve aletine doğru ensemden bastırdı.
– “Sadece yala o zaman dayanamıyorum dene bir kere hoşuna gitmezse yapmazsın” dedi
– “Offf tamam be” dedim. Suratıma değen yarağın Ucunu ağzıma doğru götürdün dilimi çıkardım ve bir kere yaladım. Dilim aletine değdiğinde bir şey fark ettim, diliyle aynı tatdaydı. Sanki öpüşüyor gibi. Bir daha yaladım. Hiç de iğrenecek bir şey değildi. Hem yaladığımda o anın atmosferinden, bende zevk alıyordum çok güzel bir duyguydu. İyice yalamaya başladım. Sevgilim deli gibi inliyordu. Sonra başını ağzıma almaya karar verdim. Çok sıcaktı yumuşacık bir şey ağzımdaydı, tadı dil gibi. Onu alabildiğim kadarını ağzıma alıp hafifçe sömürdüm. Bir anda kafamı tutup
– “Dur sömürme acıyor” dedi. Bende sömürmeyi bıraktım. Bir anda saçlarımdan tutup kafamı ileri geri çekmeye başladı ağzıma da bir ileri geri oynuyordu. Deliler gibi inliyordu. Sonra bir anda ağzımdaki şey titremeye başladı. Ne olduğunu anlamadan ağzıma bir şeyler aktı. O şokla ağzımda da alet olduğundan tüküremedim ve ağzımdaki spermlerin hepsini yuttum. Tadı nasıl diye sormayın tadı yok çünkü tatsız tuzsuz bir şey. Bir anda çekildim. Derin derin nefes alıyordu.
– “Canım benim seni çok seviyorum. Sana bi borcum var” dedi.
– “Ne borcu?”dedim
– “Hadi yaslan arkana” dedi. Bir anda koltukların arasında önüme eğilip. Elini kalçama götürüp külotumu çıkarmaya başladı..
– “Dur Napıyosun”
– “Sus, az önce yaptığın şeye karşılık vermek istiyorum” dedi.
– “Nasıl yani Napıcaksın ki?”
– “Bende seni yalamak istiyorum” dedi. Ve bacaklarımın arasına elini soktu ve en sonunda yasak bölgeye ulaştı. İlk defa yabancı birinin eli dokunuyordu oraya acayip zevk almıştım. O kadar mastürbasyon yaptım ama başkasının dokunması hakikaten farklıymış. Yalnız bu işi çok iyi biliyordu. Sanki ben mastürbasyon yapıyormuşumcasına dokunuyordu. Ona
– “Ne olur parmağını sokma, daha bakireyim. Yanlış bir şey yapmanı istemiyorum” dedim.
– “Korkma seni incitecek bir şey yapmak istemiyorum” dedi. Ve bacaklarımı dizlerimden yukarıya doğru öpüp yalamaya başladı acayip zevk alıyordum. O benim bölgeme gelene kadar inlemeye başlamıştım resmen. Sonra bir anda oramda bir ıslaklık. Yumuşacık bir his. Resmen amımı yalıyordu böyle süper bir his olamaz. Dilini hafifçe içeri sokup sokup çıkarıyordu. Artık patlamak üzereydim. O kadar zevk alıyordum ki, zevkten başım dönüyordu, inlememek için dudaklarımı ısırıyordum.
Kasılmaya ve titremeye başlamıştım, orgazm oluyordum ki, birden arkamdan birisi omzuma dokundu, korkuyla kafamı çevirince yerin dibine geçmiştim. Bu yan komşumuz Ali amcaydı. Ali amca 51 yaşında, yalnız yaşayan, oldukça yakışıklı, hoş sohbet bir adamdı. Eliyle sus işareti yaptı. Erkek arkadaşım etek altında amımı yalarken, Ali amca da göğüslerimi okşamaya başlamıştı. Hem utançtan, hem korkudan, hem heyecandan, hem de zevkten sesimi bile çıkaramıyordum. Çok tahrik olmuştum, defalarca erkek arkadaşımın ağzına boşaldım. Daha sonra erkek arkadaşım eteğimin altından doğrulurken, o görmeden, Ali amca elini çekti göğüslerimden. İkimizde boşalmıştık.. Hızlaca toparlanıp üzerimizi düzelttik.

Film arası geldiğinde Kafamı çevirip Ali amcaya baktım. Tam arkamda oturuyordu. Hala büyük bir utanç ve korku içindeydim. Ya aileme söylerse ben ne yapardım. Bu arada erkek arkadaşım telefonunu açtı, mesaj var mı diye kontrol etmek için. Patronundan mesaj gelmiş,

– “Acil gitmem lazım, hadi çıkalım seni de eve bırakayım!” dedi. Ben Tam kalkmaya hazırlanıyordum ki Ali amca sessizce elimden çekerek oturmamı işaret etti. Ben de sevgilime,

– “Yok ya film güzelmiş, sen git, ben seyredeceğim sonra gelirim!” dedim. Erkek arkadaşım gider gitmez Ali Amca yanıma geldi,

-“Piraye bir şey içer misin?” dedi. Ben cevap vermedim utandığım için kızarıp bozarıyordum. Ali amca gitti iki kola aldı geldi kolaları verirken de,

– “Gençlikte böyle şeyler olur, ben bile senin göğüslerini ellemeden duramadım, kusura bakma!” dedi.
– “Tamam ama ne olur bizimkilere söylemeyin Ali amca!” dedim. Ali Amca da gülerek,
– “Filmin ikinci yarısında yan yana oturursak, belki söylemem!” dedi…

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

webmaster forum bahis siteleri kaçak bahis güvenilir bahis kaçak bahis canlı bahis illegal bahis play casino bursa escort kocaeli escort bursa escort eskişehir escort bursa escort mersin escort bursa escort kayseri escort bursa escort tuzla escort bursa escort sakarya escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort bayan eryaman escort bayan sakarya escort bayan